| | Üretsiz Blog oluştur

BOZKURT

.ibrahim erdem karabulut

.ibrahim erdem karabulut

ilter KUŞOĞLU (ibrahim erdem karabulut)

BİR UYUŞTURUCU OPERASYONU!

Türkiye Şehit Aileleri Federasyonu Onursal Başkanı ve Gümrükler Baş kontrolörü İlter Kuşoğlu'ndan zehir tacirlerine büyük darbe...

2.12.2009 tarihinde bir bilgiyi değerlendiren Sayın İlter KUŞOĞLU’nun talimatları doğrultusunda 44 Kilogram saf eroinin ele geçirildiği

Ve bu haberin Bulgar basını başta olmak üzere dünya basınında yer alırken bizim ulusal basında yer almayışına şaşmamak mümkün değil.

Haber vermenin, kamuyu bilgilendirmenin de artık yapılan operasyonlarda kimin nasıl yaptığı değil de operasyonu yönetenin kim olduğu konusunda haber yapma dönemine mi geçildi anlamış değilim.

Bu haberler İlter KUŞOĞLU operasyonu olduğu için yazılmıyor ise bilinmeli ki;

Türk tarihinde, Türk kültüründe isimsiz kahramanların özel bir yeri vardır.

Bakınız ne güzel anlatır Üstat Necip FAZIL KISAKÜREK…

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Geride ne varsa bırak utansın!

Ey bin bir tanede solmayan tek renk;

Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Geride ne varsa bırak utansın!

Ey bin bir tanede solmayan tek renk;

Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Sessiz, sedasız, reklam yapmadan, “ben” demeden destanlar yazan.

Ne övgünün bir anlamı vardır onlar için, ne de yerginin.

İnandıkları yoldan ne pahasına olursa olsun dönmeyen.

Mayasında adamlık vardır onların.

Şehriyle, kökeniyle, aldığı terbiye ile tarihiyle, atasının kendisine bıraktığı miras ile yoğrulmuş, bütünleşmiş ve pişmişlerdir onlar.

Zor işlerin adamlarıdır.

Herkesin yağcılıkta, dalkavuklukta, riyakârlıkta, yalancılıkta sınır tanımadıkları bir ortamda onlar sessiz,

Sedasız inandıkları yolda herkese ve her şeye rağmen yürürler onlar.

İbrahim Erdem KARABULUT

VALLAH-İ AYIP ibrahim erdem karabulut

Daha dün gibi hatırlıyorum, sosyal demokratların yönettiği İstanbul’un kokuşmuş yönetimini.

Bu nedenle, seçimler yaklaşırken kollarını İstanbul için sıvayarak, iştahla İstanbul’u yönetmeye talip olan sosyal demokratlara ufak bir uyarım var.

İstanbullu unutsa da, ben İstanbulluya hatırlatacağım sosyal demokrat yöneticileri.

Adı SHP olan siyasi parti, seçimlerde silip, süpürerek geldiği iktidar koltuğunda neler yaptı bir anımsayalım.

Yerel yönetimlerde bütün siyasi partileri geride bırakarak geldiği iktidarda, milli şef İsmet İnönü’ nün oğlu Erdal İnönü, İstanbul’u yönetmek içinde belediye başkanı koltuğuna Bay Nurettin Sözen isimli bir zatı seçtirerek getirmişti.

Sosyal demokratlar İstanbul’u yönetirken soygun, vurgun, talan kendini göstermeye başladı.

Adı soygun veya vurgun denince akla hemen acaba ne? Biz neden hatırlamıyoruz diyen okuyucularım olabilir.

Keşke deriz ya, işte ben keşke bu rezalet sosyal demokrat bilinen bir parti tarafından yaşanmasa idi diyorum.

Bu gün AKP iktidarına siz busunuz, siz şusunuz, hatta siz bu ülkeyi laiklikten uzaklaştırıyor, cumhuriyetin temeline dinamit sokuyorsunuz, diyen bu sosyal demokratlar, 1991 yılı gazete başlıklarına bakılır ise aynı söylemlerin o tarihlerde devam ettiğini göreceksiniz.

Meraklı okuyucularım 1991 de bu söylemlerini sürdüren sosyal demokratların, başka birilerine laiklik elden gidiyor söylemleri ile yine bugünkü gibi muhalefet yaptığının farkına varacakları gibi, her söylemleri ile ATATÜRK’ÜN arkasına sığınan bu anlayışın, aslında ATATÜRK’Ü kalkan olarak kullandıklarını net bir şekilde anlayacaklardır.

Belediye başkanı olan Sözen ile İSKİ genel müdürü Göknel arasında geçenler hangi sosyal demokrat anlayışı içinde yer bulur.

Göknel sekreteri ile evlenip karısını boşayınca, kıyametler kopmuştu.

İstanbul un nasıl yönetildiğini işte o gerçekler ortaya çıkarmıştı.

Göknelden boşanan eş, boşanma karşılığında eşinden 800 bin dolar aldığını söyleyince polis harekete geçmiş Sözen ve Göknelin ipliği pazara dökülmüştü.

İstanbul un susuzluğunu çözmek için Terkos gölüne denizden su pompalamak, yal ovadan tankerler ile su çekmek, bulutlara bomba atarak yağmur yağdırmak gibi sinir projelerden yaptıkları yolsuzluklardan aldıkları paraların bir kısmını parti merkezlerine gönderdiklerini ifade ederken, Sayın İnönü bu bir komplodur diye Ankara’dan yanıt veriyordu.

Siyasi polemikler İstanbullunun umurunda değildi.

Bu sinir bozucu uygulama sonunda, İstanbullunun çeşmesinden çamurlu deniz suyu akmaya devam ediyordu.

Arkası gelmiyordu belediye yolsuzluklarının, devletin aradığı DEV_SOL militanları İski ye hiç uğramadan kartlı, maaşlı elaman olarak çalışıyor gözükmeleri, gazete manşetlerini süslüyordu.

Göknel paçasının tutuştuğunu anlayınca, asıl meseleler bir biri ardına çorap söküğü gibi geliyordu.

Sözen İski müdürü Göknel’in eşi ile ilişkiye girdiği için, Göknel eşini boşamış, sekreteri ile evlendiğini açıklamıştı.

Bu sosyal demokrat anlayışa ayak uyduramayan Sayın Erdal İnönü siyaseti bırakmak zorunda kalmıştı.

Adı SHP olmasa da, sosyal demokrat düşünceye sahip siyasiler, adınıza yakışmayan sosyal ve demokrat olmayan bu tutumlarınızdan dolayı, İstanbul sizi unutmadı, unutmayacak, unutmaz.

Biliyorum ki, AKP iktidarında yolsuzluk aramak için bukalemundan farksız bir tutum içinde, dünyanın en iyi ajanlarına taş çıkartacak türden çalışmalar içine girerek, yolsuzluk aradığınız AKP yönetiminden bir şey çıkmayınca, neye, nasıl çamur atmanın yollarını arayan sizler, unutmayın ki İstanbul sizden çektiğini asla başka bir siyasi oluşumdan çekmez.

Eğer İstanbulluda ah_de vefa var ise, AKP iktidarı genel merkezdeki çaycısını İstanbul da aday gösterse kazanır.

İştahlarını İstanbul’a kabartan siyasilere önemle duyurulur.

İbrahim Erdem Karabulut

BU KİMLİK DEYİŞSİN ARTIK.

Seçimlere girerken ana muhalefet parti liderinin nüfus cüzdanını eline alarak, bu kimlik bir ayrıcalıktır. Bu kimlikle her Türk vatandaşı sigortalı sayılacak. Vatandaşım hastanelerde artık rehin kalmayacak. Propaganda söylemlerini dinlerken, kendi kendime acaba elinde tuttuğu nüfus cüzdanını hiç inceledi mi? diye sordum.

Hep düşünürüm bu palavra propagandalarla bu halk daha ne kadar uyutulacak.

Bu palavraları halkın yutmadığını, başka seçimleri olmadığından mevcut siyasi partilere oy verdiklerini neden bunlar anlamaz.

Bu halk, kim devlet ve millet için bir adım atsa onun arkasından sonuna kadar gider.

Bu millet kim devlet ve millet için bir çivi çaksa onu yere, göğe sığdıramaz, sonuna kadar destekler.

Fakat ne hikmetse ülkemdeki siyasi otorite her üç­_beş yıl içinde deyişse de hem tas aynı kalır hem de hamam.

Allah aşkına, büyük Türk milleti diyerek, ballandırarak anlattığınız devletimizin büyüklüğü ile vatandaşımızın bir tanesinin bile, Mustafa kemal Atatürk’ün "bir Türk dünyaya bedeldir" sözünü hatırlatarak özel olduğunu vurgulamanız dürüstlük’mü?

Ülkemin insanını ne toplu refaha, ne toplu huzura, ne de muasır medeniyetlere taşımanız imkânsız gibi görünüyor. Siz ülkeyi yönetmeye talip olan bir avuç sayılı siyasiler, iktidarda iken uyur, muhalefette iken fitne, fesat içinde zaman geçirirken vatandaşı seçimden bir gün sonra unutursunuz.

Vatandaş dünden kaderine razıdır zaten, kötünün iyisini seçtim der bir sonraki seçime kadar kabuğuna çekilir bekler.

Teröre, açlığa, yokluğa, yoksulluğa, her şeye göğüs gererek kader der bekler. En büyük avantajınız ise böyle bir millete sahip olmanız.

Ülkenin kaynaklarından bir haber olan toplum, ne sizi yargılar, ne de sırada bekleyen muhalefeti.

Böyle bir millete sahip olan meclisimizde, Kamer genç gibi toplum temsilcisi milletvekillerimiz, meclis başkanlığı yapması, gazetecinin gırgıra alınacak "bu otelde kiminle kaldınız?" sorusuna "ananla kaldım" şeklinde cevap vermesi, hatta milletvekilliği yaptığı meclisteki makam odasında sekreteri ile yakalanan vekillerimizin olması da, topluma normal gelmeye başladı.

Yaşam tarzlarınız aslında bu milletin hiçte umurunda değil.

Bu millete verdiğiniz kimlik sizleri hiç rahatsız etmiyor mu?

Elinizi ceplerinize bir sokup, makam ve mevki kimliklerinizi bir kenara bırakıp, hiç kullanmadığınız Türkiye cumhuriyeti nüfus hüviyet cüzdanınıza bir bakarsanız, bu millete kimlik vermediğinizi fark edersiniz.

Şu kimlikleri hiç olmasa sahtekârların sahtesini yaparak, bu ülke vatandaşlarını dolandırıcı durumuna sokmasını engellemek vazifeniz olsa gerek.

Bir örnek: Sağır ve kör vatandaşa, sana belediyeden yardım alacağım diyerek elinden aldığı kimliği ile şirket kurup piyasayı dolandıran dolandırıcı o paralarla eğlenip gezerken, kör vatandaşın ceza evinde yatması hangi adalet duygunuza uygun.

Benzeri yüzlerce olayın önüne geçmenin tek yolu, vatandaşa hak ettiği, iyi bir kimlik vermek.



İbrahim erdem karabulut

İrandan Başkan Geldi.

E. 5 Karayolu trafiğe kapatılmış, TEM karayolu polis ablukasında, üst geçitlerin tamamının altı, üstü, geceden güvenlik için doldurulmuş polis ablukasında, yüksek binalara yerleştirilen “kartal bakışlı” keskin nişancıların elleri tetikte bekliyor.


Özel harekât timleri boş karayolunda ring halinde, uçan kuştan hile sezercesine titizlik içinde dolaşarak talimat alıp ona göre tutum ve davranış içerisinde görev yapıyor.


Kapatılan yol kavşaklarında polis panzerleri teyakkuzda, geceden görev bırakması gereken polisler takviye güç olarak redifte.
Havadan polis helikopterleri keşif uçuşları yapıyor.


Denizde de önlem unutulmamış, deniz polis’i dahi alarm’da.
Trafik polisi ise, tam anlamıyla “ bunalıma girmiş” bir vaziyette, trafik keşmekeşini idare etmeye çalışıyor.


İstanbul kan kustu.
Dün bu önlemler yüzünden 12 milyonluk şehir hiç böyle bir trafik çilesi yaşamadı.


Ambulanslar hastanelere hastalarını taşıyamadı.
İstanbullu işçi, memur, esnaf, şoför, trafikte kalan her vatandaş kan kustu, kan kusturdu.


Bir istatistik çalışma yapılsa, belki birçok kişi işten çıkarıldı, birçok kişi dün yaşadıkları trafik çilesinin acısını bir başkasına zarar vererek çıkardı.
Bir gerçek var ki binlerce kişi ağzını doldura, doldura okkalı küfürler savurdu.


Özel araçlarında radyo dinleyen binlerce sürücü dinledikleri radyoları arayarak yaşadıkları cehennemi anlattı.


Dün İstanbul tam bir “Arap saçı” olmuştu.
İran cumhurbaşkanı mahmudu ahmedinecad İstanbul’da konuğumuz.
Bu Resmi ziyareti için devlet seferber olmuş, Millet ağustos sıcağında “ trafik cehennemini” yaşıyor.


ABD başkanı ülkemize geldiğinde, İngiltere kraliçesi konuk olarak ağırlandığında dahi, bu eziyet çekilmemişti.


İran cumhurbaşkanı konumu itibarı ile önemli olabilir.
Protokol bunu gerektirebilir.


Ciddi bir saldırı duyumu alınmış olabilir.
Hiçbir gerekçe, dün İstanbullunun çektiği çileye sebep gösterilemez.
İstanbul’u yönetenler, genelde bunu hep yapıyor.
Yol kapalı, sebep, başbakan geliyor.


Yol kapalı, sebep, bakan geliyor.


Yol kapalı, sebep, cumhurbaşkanı geliyor.


Zaten normal günlerde trafikten illallah eden İstanbulluya her üç günde bir bu eziyeti birde bu gibi sebeplerden yaşatmak doğrumu?


Uçaktan inen bu zatı muhteremin uçak fobisi olmadığına göre gideceği güzergâh belli, polis helikopteri veya bir askeri helikopter ile gideceği Çırağan sarayına gitmesi çok mu zor?


Bir deniz hücum botu ile Ataköy marinadan götürülmesi daha mı zor?
Olmaz…


Neden?


Çünkü onu karşılamaya gelen devlet erkânı en az yüz kişi.
Dün İstanbullunun saatlerce yolda yaktığı benzin, geceden seferber olan polisin, köşe başlarında bekletilen panzerlerin, kısaca alınan onca önlem ve 12 milyonluk İstanbul’un dün yaşadıklarını ne konuk cumhurbaşkanı doğru buldu, nede İstanbul bu uygulamayı hak etti.
Büyük devlet olduğumuzu vurgulayan her iki cumhurbaşkanı, dün İstanbul’un ne çektiğini bilmiyor mu?


Havalimanını dolduran bütün devlet erkânı helikopterler ile taşınmış olsaydı da ne İstanbul halkı, nede İstanbul polisi bu perişanlığı yaşamasaydı.


İlgililerin böyle bir günü bir daha yaşatmaması temennisi ile hoşça ve dostça kalın. 

İbrahim Erdem Karabulut

BİR BAŞBAKAN BULSAK...

Türk milleti olarak bizi yönetecek bir başbakanı bulamıyoruz.

Bize ya uzaydan bir başbakan gelmeli veya özel bir robot ile yönetilmeliyiz.

Et ve kemikten olan bir insanın bu ülkede başbakanlık yapması artık mucize.

Geçmişe bir göz atalım.

Başbakan Adnan menderes, bu ülkeyi idare edemediği için arkadaşları ile idama mahkûm edildi.

Aynı partinin devamı olarak bilinen Süleyman Demirel 7. defa gidip 8. defa geldi.

İhtilalleri görerek ülkeyi idare etmeye çalıştı.

Demirel, Türkeş, Ecevit, Erbakan12 eylülde yargılandı cezaevlerine kondu.

Devamında gelenlerin akıbetlerinde ceza evleri olmasa da, pek iç açıcı olmadı.

Ülkeye çağ atlattığı söylenen Turgut Özal başbakanlığında suikasta uğradı, cumhurbaşkanlığında ise suikasta uğradığı için öldüğü söylendi.

Aynı akıbet Alparslan Türkeş içinde yazılıp çizildi.

Eski Başbakanlardan Erbakan şuan cezaevinde.

Başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz ise yüce divanda yargılandı.

Öldürülen Nihat Erim, Amerikancı olmakla suçlanan Tansu çiller gibi başbakanlarımızda oldu.

Millet olarak bir türlü bizi yönetecek başbakanı bulamıyoruz.

Üçlü koalisyona, Cumhurbaşkanı anayasa kitabını atarak ders verirken, %47 oy alarak gelen partiyi anayasa mahkemesine taşıyarak kapatmak, mevcut cumhurbaşkanına ise siyasi yasak istiyoruz.

Durum böyle iken; Bu ülkenin mevcut başbakanı beni arayıp, gel kardeşim ne ön seçim, ne seçim, ne kongre, yerime bir ay başbakanlık yap dese, tüm samimiyetimle söylüyorum sağ ol, başka kapıya derim.

Hangi düşüncede olursa olsun, ateşten gömlek olan başbakanlık gömleğini kim giymiş ise, ya idam edilmiş, ya katledilmiş, ya yüce divana verilmiş, ya da cezaevine atılmış.

İhtilaller, sürgünlüklerde tuzu biberi.

Hele şu sıralar başbakanlık ayağa düşmüş bir meslek haline gelmişken, simit satmak daha iyi.

Muhalefete göre;

Ekonomi batmış, ülke toprakları satılmış, bankalar yabancıların kontrolüne geçmiş, devlet malı olan kitler yabancı şirketler tarafından alınmış, ülke irtica tehlikesinde, PKK denen lanet örgüt ise daha dün İstanbul’un göbeğini kana buladı, bu ülkeyi eski durumuna getirmek için ya uzaylı olmak lazım, ya mükemmel bir robot, bu nedenle sağ ol derim.

Eski durum derken, Ülkemin Güllük, gülistanlık bir halini de hatırlamıyorum.

Sonra bana ne gerek var.

O koltuk’ta kimlerin gözü yok ki?

Abdullatif Şener aday, Yaşar Nuri Öztürk,Gürtuna, Okuyan, Tantan, aday, yetmedi mi? akıllı (akil) adamlar çıktı, onlarda aday, Türkiye’m hareketi lideri Özbek aday, bu ülkede adaydan çok ne var?

Mevcut siyasi partileri saymaya bile gerek yok.

Ergenekon’dan gözaltına alınan Sinan Aygün bile, beni tahrik ediyorlar, zorla başbakan yapacaklar diyor.

Bak! Bay: Aygünde aday.

Ülkemde siyasiler, mantık ve anlayışlarını değiştirmedikçe, hep karalama ve çamur atma kampanyalarını sürdürüp, Ölümüne muhalefet yapan, neresine vurursam vurayım, önemli değil.

Yıpratabilirsem belki ilk seçimde biraz oy arttırırım düşüncesi ile yola çıkıyorsa, bu ülkede başbakanlık yapılırımı?

Kim aday olursa olsun yapamaz.

Demirel’e ne demeli?

Ülkede yapılan her seçimin ülke ekonomisine getirdiği külfetin en iyi bileni (bay bilen)

Ununu eleyip, eleğini astığı halde, kendisine durumdan vazife çıkarıp " istikrar olana kadar seçim yapılmalı" diyorsa, bu ülkede başbakanlık yapılabilirimi?

Artık herkes aklını başına almalı, bu ülkeyi bir parça seviyorsa Türk milletine hizmetin yolu, önce birlik ve beraberlik olmalı.

Kavgalarla bir adım ileri gidilemeyeceğini bilmeli.

Ucuz karalama kampanyalarının ne ülkemize, ne topluma, bir yarar sağlamadığı gerçeği görülmeli.

Ana muhalefet liderinin her fırsatta " ey tayip sende, bende dokunulmazlığımızı kaldıralım" çağrısı, bu ülkeye ne kazandırır iyi düşünülmeli.

Aynı liderin bir önceki çağrısını hatırlarımsınız?

" Ey Tayip, erkek isen servetini açıkla" ile 6. ay bu ülkede gündem yarattı.

Başbakan servetini açıkladı.

Ülke ne kazandı?

Ne Kaybetti?

Muhalefet liderinin eline ne geçti hakikaten merak ediyorum. 

ibrahim erdem karabulut